Keşfet

B.3:Öfkeliydim

HEMRAZ

O geceden sonra geçen birkaç gün içinde ne yazdı ne de

aradı. O yazmayınca ben de çekindim. İçimi daraltıyordu bu durum ama bir yandan

da yazmasını bekledim. Bir umut. Bir de teyzem ara ara sorup daha çok darladı

beni: “Görüşüyor musunuz? Nasıl gidiyor?”

Ben ne diyeceğimi bilemeyerek, “İyi gidiyor teyze,

mesajlaşıyoruz işte,” diye yalanların ardına sığınmak zorunda kalmıştım birkaç

defa. Öve öve bitiremediğim adamın, bana dönüş yapmadığını söyleyemedim. Ama

yok... Hiç yazmadı.

O yazmadıkça, ben kendimle daha çok konuştum. Her sessizlik,

içimde yankılanan bir adım gibi oldu. Geceler ise cabasıydı zaten. Uyuyamadım

günlerce; her yatağa uzandığımda gözüm tavanda, elim telefona yakın bekledi.

Sanki ya adımı fısıldayacak ya da mesaj atacak gibi. Ama olmadı. Telefonumun

ekranı o süre içinde hep aynı kaldı: Siyah, soğuk, ifadesiz.

Bazen elim telefona gidiyor, bir kere arasam mı diyemeden

edemesem de gururum kalbimi bastırıp geri çekti beni. “Sen yazma Şilan,” dedi

içimden bir ses. O ses bile artık kırık ve yorgundu.

Teyzem de fırsatını bulduğu her an sormaktan geri durmadı:

“Eee, ne oldu o çocuk?” Kaşlarının arasındaki çizgiyi gördükçe, “İyi teyze, bir

ara yazdı, yoğundur herhalde,” deyip konuyu dağıttım bir şekilde. O da, “Aman

dikkat et, erkek milleti belli olmaz,” dedi.

Günler geçti. Rabbim, ne olmuştu da yazmıyordu ki bu adam?

Kafayı yemek üzereydim. Umudum da günden güne tükeniyordu. Ara tatilin

bitmesine de bir hafta kalmıştı sadece. Onunla görüşüp daha çok vakit geçirmek

için bir hafta daha uzatmak istediğim o tatil planım da bu gergin bekleyişin

arasında kaynayıp gidiyordu.

Birgün teyzemle otururken çay kaşığının bardağına çarparken

çıkardığı o ince, sinir bozucu çınlama sesi beynimin içinde yankılanmaya devam

etti bir süre. Bardağı dudaklarına götürürken gözleri beni buldu. Bakışları

sorgulayıcı ve bu sefer her zamankinden daha derindi. Gözlerimin altındaki

morlukları, omuzlarımın çöküklüğü öyle bir hâl almıştı ki bir şeylerin ters

gittiğini fark etmemesi imkânsızdı artık.

"Şilan..." dedi sesini yumuşatmaya çalışarak ama

içindeki merakı da gizleyemeden. "Kızım sen iyi misin? Günlerdir bir

garipsin. Telefon elinde ama yüzün hep asık. Ne oldu, bir tatsızlık mı

var?"

O an, boğazıma koca bir yumru oturdu. Yutkunmaya çalıştım,

yapamadım. Göğüs kafesimin içinde günlerdir biriktirdiklerim bir anda infilak

etti. Gözlerim doldu, alt dudağım titremeye başladı. Saklanamıyordum,

kaçamıyordum. En önemlisi de yalan söyleyecek, "İyi gidiyor," diyecek

mecalim de kalmamıştı artık. Kendi yalanımdan, kendi kuruntularımdan, en çok da

beklemekten yoruldum bu süre zarfında.

"Mesajlaşmıyoruz teyze..." dedim sesim titreyerek.

Gözyaşlarım yanaklarımdan ardı ardına süzüldü. "Hiç mesajlaşmadık. O

geceden sonra ne aradı ne sordu."

Teyzem elindeki çay bardağını usulca önündeki küçük masaya

bıraktı. Gözlerindeki endişeli ifade yerini derin bir şefkate, biraz da acımaya

bıraktı. "Nasıl yani yavrum? Hani konuşuyoruz diyordun?"

"Yalan söyledim," dedim hıçkırıklarımın arasından.

"Sana yalan söyledim. Utandım teyze. O kadar anlattım, o kadar büyüttüm ki

adamı... Beni hiç umursamamış olmasını, beni tanımaktan vazgeçmiş olmasını

kendime yediremedim. Yok, teyze. Belli ki adamın aklının ucundan bile

geçmiyorum."

Teyzem yerinden kalkıp yanıma geldi, kollarını boynuma

doladı. Saçlarımı okşarken, "Ah benim güzel kızım..." diye

mırıldandı. "Madem bu kadar üzülecektin, neden sen aramadın? Belki onun da

bir çekincesi vardır ya da ne bileyim senin adım atmanı bekliyordur ha? Ne

olacak sanki, incilerin mi dökülür arasan?"

Kafamı hızla iki yana salladım. Gözyaşlarımı elimin tersiyle

silerken içimdeki kırgınlık yerini keskin bir gurura bıraktı. "Hayır. Asla

teyze. Bir insan tanımak istese, konuşmak istese, en azından bir 'Nasılsın?'

derdi. Bir yabancı üstelik bu adam."

Teyzemle olan bu konuşmadan sonra Samsun'da daha fazla

duramayacağımı düşündüm. Acınası hâlim, evin her köşesine sinen umutsuz

bekleyişimin izleri beni boğdu sanki. Tatili uzatma fikrinden ise çoktan

vazgeçmiştim zaten; okulumun, öğrencilerimin olduğu o karmaşaya, kendi

gerçeğime dönmeliydim. Kendime İstanbul'a en yakın saatli uçuşa bir bilet

aramaya koyuldum. Kaçıyordum yine. Ondan değil, onun bende yarattığı bu zavallı

bekleyişten, hep inatla saklamaya çalıştığım yalnızlığımın yeniden yüzüme

vurmasından kaçmak istiyordum.

Eşyalarımı toplarken teyzem arkamdan üzgün gözlerle baktı

bana. Tek bir kelime çıkmadı ağzından onun da. Camdan sokağa boş gözlerle

baktım. Bir daha gelir miydim buralara, bilmiyordum. Huyumdu, beni yaralayan

yerlere bir daha kolay kolay uğramıyordum.

Bu şehri geride bırakırsam içimdeki kırgınlık da geçer

sandım ama yanıldım. İnsan sadece bedeniyle kaçtığında ruhunu da bavuluna koyup

yanında götüremezdi. Ben bilet bulamadım. Otobüs biletleri de aynı şekilde bir

hafta sonraya en erken. Zihnimin bir köşesi ise hâlâ onun bıraktığı cevapsız

boşluktaydı.

Bir haftanın sonunda İstanbul'un bitmek bilmeyen

koşuşturmacasına karıştım yeniden. Okul, öğrenciler ve ev arasında mekik

dokudum aylarca. Zaman ise sessizce akıp gitti. Dışarıdan bakıldığında hayatına

devam eden bir kadın, tahta başında ders anlatan sıradan bir öğretmendim. Ama

içimde bir yerde, zaman o kahve içilen mekânda asılı kalmıştı benim için. Ne

kadar zaman geçerse geçsin, adam aklımdan bir an bile çıkmadı. Bazen yolda

yürürken gördüğüm uzun boylu bir silüeti ona benzettim. Kalbimin anlamsızca

teklemesi peki? Ne oluyordu bana hiç anlamıyordum.

Bildiğim tek şey baştan aşağı yaralıydım. Ama tek dermanımın

beni yaralayan insanların olması ne kadar da kötü olduğuydu.

Bir gece, odamın penceresinden henüz yeni dallanan incir

ağacına bakarken masamın başına geçip defterimi açtım. Kalemim, içimdeki

tarifsiz ağırlığı kusmak istercesine kâğıda dokundu aylar sonra. Ne zaman içim

içimi yese sayfalara sığınırdım. Sığınacak insan bulamayınca içimi kâğıtlara

dökerdim. Yazmadan duramayacağım, kendi içimdeki mahkemeyi kelimelere dökeceğim

an gelip çatmıştı sonunda.

Beklemek, insanın kendi etini yavaş yavaş, acımasızca

kemirmesi gibi bir şeydi. Hiç başlamamış bir hikâyenin başrolünü beklemek

gibi... Hangi durakta beklediğini bilmeden, hiç gelmeyecek bir otobüsün yolunu

gözlemek gibi. İnsan, sınırlarını çizebildiği acılarla başa çıkabiliyor da ucu

bucağı olmayan belirsizlikler çürütüyordu en çok işte.

Umut ile umutsuzluk arasında salınan lanet bir sarkaçta

sallanıp durdum aylarca. Her sabah 'Belki bugün yazar' umuduyla uyanıp, geceyi

'Seni tanımak istemedi işte' gerçeğiyle kapatmanın ne demek olduğunu kimseye

anlatamadım. Gerçi anlatacak kimsem de yoktu ki. Allah'ım, yıllarca yalnız

yaşamıştım ben. Etrafımda koca bir şehir, okulum, öğrencilerim olsa da içimde

hep bir ıssızlık vardı. Arkadaş yok, eş dost yok, akraba desen bağım yok. Bir

teyzem vardı işte ama o da çok uzaktaydı.

Öfkeliydim. Yaşadıklarıma, benim için çizilen kadere ve en

çok da kendime. Nasıl bu kadar kırılgan olabildiğime öfkeliydim. "Alt

tarafı bir kahve içer, dönerim. Ne olacak?" dediğim durumdan, bir yara da

oradan alarak, darmadağın hâlde devam etmek zorunda kalmıştım hayatıma. İnsan

hiç yaşamadığı, sadece ihtimalini sevdiği bir şeye bu kadar üzülür müydü yahu?

Birkaç saatlik bir masada karşımda oturan, henüz huyunu suyunu bilmediğim bir

adama nasıl böyle iliklerime kadar hislerim olabiliyordu?

Bu çok tuhaftı. Kendi aklımla, kendi mantığımla alay

ediyordum ama göğsümün ortasındaki o amansız sızıya söz geçiremiyordum. Ortada

yaşanmış köklü bir ilişki olmasa bile benim tek başıma çektiğim düpedüz, kanlı

canlı bir aşk acısıydı. Nasıl olabilirdi bu? Henüz tam anlamıyla tanışıklığım

bile olmayan bu adamın yokluğu, nasıl olur da varlığına bu kadar alıştığım, bir

uzvum kopmuş gibi canımı yakabilirdi? Belki de ben ona karşı olmasa da, onun o

masada bana hissettirdiği "birisi olma", "görülme"

ihtimaline tutulmuştum. Sebebi her ne olursa olsun, gerçek değişmiyordu: Kalbim

kırılmıştı. Kırgındım. En azından "Tanımak istemiyorum," dese

anlardım. Ama cevapsızlık beterdi. Kalbim var olmayan bir hay

Yorumlar

  • Tufan Yıldıner: 😭😭😭
  • BÎ Hemtâ: bekledi valla 🫣
  • Hocaaan trabzonlu: birileri için bu kadar beklemek bence yanlış
  • BÎ Hemtâ: tramvaları var yıllar süren bir yalnızlık hikayesi
  • BÎ Hemtâ: belki atar 🫂
  • Ege Korkmaz: gözyaşları her şeyi ele veriyor aslında
  • Sevgi Korkmaz: o da bir mesaj atsa ne olurdu ki
  • BÎ Hemtâ: daha fazlası var🫂
  • BÎ Hemtâ: bunu gelecek bölüme sakladım
  • BÎ Hemtâ: beklemek ve yalnızlaşmam
  • Nur: bazen sessizlik çok şey anlatır
  • Ahucannn: yazmıyorsa hiç umudun olmasın