Keşfet

B.5: Nasılsın?

HEMRAZ

Pencereye bakmakla, pencereden bakmak arasındaki fark neydi?

Pencereye bakan lekeleri, pencereden bakan ise güzellikleri seyrederdi

fikrimce. Ben de güzellikleri görmek istiyordum artık.

Laptopu bir kenara itip masanın üzerinde duran telefonu

elime aldım. Göğüs kafesimin içinde kanat çırpan kuşu özgür bırakmak için derin

bir nefes aldım ve sohbet ekranına girdim. Parmaklarım klavyenin üzerinde bir

an asılı kaldı. Uzun uzun cümleler kurmaya, sitem etmeye ya da kırgınlığımı

kusmaya hiç gerek yoktu. Sadece, yıllar önce ölümün kıyısından çekip alan, beni

hayata bağlayan o sade kelimeyi yazacaktım ona: "Nasılsın?"

Harflere tek tek dokunmaya başladım.

N... a... s...

Kelimeyi tamamlamak üzereydim ki, parmağım ekranın üzerinde

donakaldı. Telefon elimde titredi mi, yoksa titreyen benim ellerim miydi, o an

tam olarak idrak edemedim. Ekranın üst kısmından aşağıya düşen kutucuk, zamanın

akışını bıçak gibi kesti. Gözlerim yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı.

Oradaydı. Beni aylardır sağır edici bir sessizliğin içine hapseden adamdan

gelen bir mesaj duruyordu.

Yavuz Selim:

"Selam."

Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp sertçe ısırırken,

yazdığım harfleri hızla sildim. Birkaç dakika bekledikten sonra,

"Selam," yazdım. Yutkunamadım. Boğazıma koca bir yumru oturdu sanki.

Ben yazacak cesareti aylar sonra henüz yeni toplamışken, o benden önce

davranmıştı. Şaşkınlık zihnimin her hücresine dalga dalga yayılırken yeni bir

mesaj daha geldi.

"Nasılsınız?"

Ne yazacağımı bilemeyerek boş gözlerle ekrana bakakaldım.

Fakat düşünmeme fırsat kalmadan, saniyeler içinde telefonun ekranı değişti ve

zil sesim odayı doldurdu. Görüntülü arıyordu. Nefesimi tutup yanak içimi

ısırmaya başladım. Bir an açmamayı, gururumun yerle bir olduğu anı düşündüm

hatta. Ama içimdeki hasret çok daha ağır basmıştı. Titreyen parmaklarımla

aramayı yanıtladım.

Rabbim, karşımdaydı. Ekranda, doğrudan yüzüme bakıyordu ama

öylesine kırılmıştım ki, istemsizce kaşlarımı çatıp bakışlarımı masaya

indirdim... Gözlerinin içine bakmaya bile cesaret edemedim. Böyle davranmam hoş

bir şey miydi bilmiyordum ama küçük bir çocuk gibi kendiliğinden büzüldü

dudaklarım. Hasret ve hüzün tek seferde boğazımı yakmıştı. Omuzlarım çökmüş,

tek bir kelime bile dökülememişti dudaklarımdan... O da konuşmadı.

Sadece gözlerinin yüzümde gezindiğini hissediyordum. Derin

bir nefesle göğsümü şişirip kendimi toparlayarak yüzümü telefona yaklaştırdım.

O ise hafifçe geriledi... Bunu beklemiyordum.

"Hanımefendi..." dedi nihayet. Sesi mahcup, biraz

da rahatlamış gibi.

Ben ise kendimi giderek küçülmüş gibi hissettim bir an için.

Kendimden nefret ediyordum ama madem ki mesaj atıp sonra da aramıştı beni, ben

de sonuna kadar konuşacaktım. İşin doğrusu da buydu.

"Sadece bir şeyi anlamıyorum," dedim gözlerimi

kısarak. Cümlemi kurduğum o kısacık zaman zarfında sesim üç dört defa kırılarak

çıktı.

Cümlemi tamamlamama fırsat vermedi. "Neden bu kadar

kızgınsınız bana?" diye sorarken başını öne eğdi, sıkıntıyla ensesini

kaşıdı.

"Neden size değer vermiş olmam sizi kendinizden bu

kadar çıkardı? Çok mu çirkindim? O kadar mı yakıştırmadınız beni

kendinize?" diye sordum patavatsızca. Dudaklarımdan dökülenlere engel

olamadan bir de üstüne ellerimi havaya kaldırdım. "Siz bunca zaman

nerelerdeydiniz ki? Ne bir arama yaptınız, ne bir mesaj yazdınız!"

Cümlelerim başını hızla yerden kaldırmasına sebep oldu.

Başını sağa sola sallarken yüzünde, sanki dediklerime inanamıyormuş gibi bir

ifade belirdi.

"Bu kadar zaman sonra yazdım Şilan," dedi sesi

hafif yüksekçe. Bir de sizli bizli konuşmayı bırakıp senli benli konuştu.

"Böyle düşündüğüne inanamıyorum. Öyle bir şey olsa yazar mıydım bunca

zaman sonra? Mesele senin nasıl olduğun değil."

"Mesele..." dedim yutkunmaya çalışarak, gözlerim

de beraberinde doldu. "Mesele olanların bütünü işte. Size

kızgınım..."

Sıkıntıyla nefesini dışarı üfledi. "Bir şey bilmiyorsun

diye öyle konuşuyorsun. Delirecektim ben! O gün buluşmamızdan sonra telefonum

düştü, ekranı paramparça oldu. Ne yapsam içindeki hiçbir şeyi kurtaramadım.

Numaran da ezberimde değildi. Sadece o değil," dedi hızla.

"Numaran henüz buluta yedeklenmemişti. Mesaj ve arama

geçmişinde kalmıştı sadece. Sosyal medyada ismini defalarca arattım ama bana

soyadını bile söylememiştin ki Şilan. Bilmiyordum soy ismini. Seni

bulabileceğim, ulaşabileceğim hiçbir iz yoktu."

Başımı sağa çevirdim. Bana bahane sunuyordu sanki. Fakat o

konuşmaya devam etti.

"Yüzüme bakar mısın lütfen? Bugün tesadüfen teyzenle

karşılaştım kafede. Yanında birkaç kişi de vardı, birlikte gelmişlerdi. Utana

sıkıla yanına gidip durumu anlattım. Numaranı da ondan saatler önce aldım

zaten. Ama bunca zaman sonra sana ne yazacağımı, nasıl açıklayacağımı

bilemedim. Saatlerce ekranın başında yazıp sildim. Cesaretimi toplayıp sadece

'Selam' yazabildim sonunda."

Nefesimi tuttum. Beynim duyduklarımı algılamakta

zorlanırken, kirpiklerimi birkaç kez üst üste kırpıştırdım. Benim "beni

tanımak istemedi, vazgeçti" diye içimde kopardığım sessiz kıyametin

sebebi, kırık bir telefon muydu yani? Uzun süren suskunluk, aslında sadece

teknoloji kurbanı olmasından mı ibaretti? Ben, ellerim kucağımda kenetlenmiş

öylece kalakaldım.

Ona karşı olan öfkem ve kırgınlığım yavaş yavaş dinse bile

aylar süren bir acı çekmiştim.

"Neyse, boş ver," dedim en sonunda, sesimi düz

tutmaya çalışarak.

"Neden öyle dedin ki?"

"Önemli değil. Ben senin aklına geldim mi peki?"

"Geliyordun, elbette. Peki ben geldim mi aklına?"

diye sordu. Dudaklarının kenarı da hafifçe yukarı kıvrıldı sorusundan sonra.

"Hiç çıkmadın ki," desem de içimden, omuz silktim.

Evet, tek yaptığım omuz silkmek oldu. Benim duygularıma karşılık onun böyle

gülümsemesi... Taş yürekli adam hiç mi

hissetmemişti benim ne çektiğimi? Sırf duymak istediği cümle için gülmüştü

sorusunun sonunda.

"Elbette," dedim sonunda, inadı biraz olsun

bırakarak. Çenemi hafifçe havaya kaldırarak gözlerinin içine baktım.

"Çilli."

"Çilli mi?" diye sordum şaşkınca.

"Evet. Çillerin var her iki yanağında ve burnunun

üstünde hafif çillerin var."

Bana ilk defa biri adım dışında bir şeyle hitap ediyordu.

Kaşlarım istemsizce havalandı. Emindim ki, beni aramasının asıl niyeti ne ise,

onu tam da şimdi beyan etmeye hazırlanıyordu. Ben de ilave hiçbir şey demeden,

başımı hafifçe yana yatırdım. Elim önce yanağıma, sonra burnuma gitti. Parmak

uçlarım burnumun üzerinde gezinirken, "Evet, varlar," diye

fısıldadım. Çok hafif çillerim vardı, hatta dikkatli bakılmasa fark edilmezdi

bile ama o... o fark etmişti.

Gözlerini kısıp gülümsemesini daha da kocaman yayarak konuyu

bir anda değiştirdi.

"Biraz önce beni özlediğini mi söyledin sen?"

"Ben öyle bir şey demedim."

"Dedin, dedin," diye tekrarladı.

"Ben sadece... Sadece vazgeçtin sandım. Böyle bir şey

yaşayacağım aklıma gelmezdi."

"En azından beni düşünmüşsün ve unutmamışsın, buna da

şükür."

"Iııh! Beni bunun için mi aradın sen? Benimle tanışmak

istiyor..." Ne söylediğimi bile tartamadan konuşurken, karşı taraftan

gelen kahkaha sesiyle duraksadım.

"Biraz sabret çilli, bunu ben soracağım. Yaşlı nineler

gibi ne kadar çok konuşuyorsun."

Kaşlarımı çatıp önce yüzüne, sonra da arkasındaki

dağınıklığa takıldı gözlerim. Komik konuşmuş olsa da dudaklarımı birbirine

bastırdım.

"Belki de biraz tersim," diye fısıldadım başımı

hafifçe eğerek. Sesim istemsizce titremişti. "Dünyada milyonlarca insan

bir şeyi sevgi sayıp ona sarılmaya çalışır... Ben ise yüreğimin kapısını tutup

dışarıdan içeri girenleri ittim yıllarca." Derin bir nefes aldım,

yutkunarak boğazımdaki düğümü çözmeye çalıştım. "Sonra seninle kesişti

yolumuz. Kalbim, uzun zaman sonra ilk defa birini içeri almayı kabul etti...

Ama sen kapıyı çalıp, çocuklar gibi kaçtın. Uzun süre aklımın ve kalbimin

kenarında durup, öylece sustun."

"Çilli..." dedi tekrar. Gözleri dolmuş olsa da,

gülümsemesi yüzünde hâlâ asılı duruyordu. "Biz de hiç karşılaşmamış gibi

yeniden tanışırız seninle. Olmaz mı?"

Söylemek dert, sürekli susmak hasret sebebiydi işte.

"Beni duymayan kişilere seslenirken sesimin çoğunu

Yorumlar

  • Tufan Yıldıner: Eyvallah iyiyim💐💐
  • BÎ Hemtâ: çalışmadı
  • Kırmızı lekeli çocuk: şilan kızgın kalmaya çalışıyor iki kelimede dağılıyor
  • BÎ Hemtâ: yaklaşık 4 - 5 ay bunu uygulamislar
  • Doğan Sancak: isim kurmama olayı bence ikisinin arasındaki şeyi daha da karıştıracak
  • BÎ Hemtâ: çünkü gerçek 🥹
  • Tc. Halil: şilanın aylar sonra gelen mesaja verdiği tepki çok doğal geldi