Keşfet

KİBRİN ÇÖKÜŞÜ

Kanlı Hilal

Bozyaka Emniyet Müdürlüğü,

"Fail Bulundu" kutlamalarının sarhoşluğunu yaşarken, Aylin ofisinde

tek başınaydı. Emniyet'in bu uydurma zaferi, midesini bulandırıyordu.

Aylin, masasının karşısındaki

beyaz tahtaya boş gözlerle bakıyordu. Tahtada hâlâ o "Elit Peyzaj

Mimarı", "Zengin Cerrah" gibi kendi uydurduğu saçma sapan

şemalar vardı.

Ayağa kalktı. Eline beyaz tahta

silgisini alıp, haftalardır yarattığı o "Elit" profilinin tamamını,

kendi kibrinin bütün kalıntılarını öfkeyle silip attı. Tertemiz, bembeyaz bir

tahta bıraktı.

Kendi kendine mırıldanmaya

başladı. Mantığını, o elitist körlükten tamamen sıyırıp en kaba, en çıplak

gerçeklere odakladı.

"Lojistik deposundaki budama

macunu... Kanalizasyondaki devasa İ.B.B. vanası... Aylin'i boğmak için

kullanılan paslı T-anahtarı..."

Aylin'in gözleri büyüdü.

"Katil dışarıdan içeriye sızan zengin biri değil," diye fısıldadı boş

ofiste. "Katil o deponun, o kanalizasyonun, o fidanlığın tam içinde. Oraya

ait. Orada yaşıyor!"

Zihni, fidanlıktaki o sorgu

odasına, yeşil sac sandığın üzerinde oturan o ezik, yorgun işçiye kaydı.

Motorlu testereyle kendini yaraladığı için boynu kaba saba dikişlerle sarılı

olan o adam. Yekta.

Aylin masasına atladı, klavyeye

saldırırcasına Yekta'nın personel dosyasını sisteme girdi. Ekrana, Yekta'nın o

ifadesiz, soğuk sabıka fotoğrafı düştü.

İşe başlama tarihi... İkametgah

adresi: Eşrefpaşa...

Ve sonra, Aylin'in kanını donduran

o son satırı gördü: İşlem Durumu: Muğla / Bodrum Belediyesi'ne Yatay Geçiş -

ONAYLANDI.

Aylin'in beyninde şimşekler çaktı.

O "motorlu testere kazası" tesadüf değildi. Birinci kurban, katile

direnmiş ve boğuşma yaşamışlardı. Kurbanın tırnak aralarında DNA olabilirdi. Ve

Yekta, o tırnak izlerinin üzerini yok etmek için kendi boynunu motorlu

testereyle kasıtlı olarak parçalamıştı!

Aylin, İzmir'in en kusursuz seri

katilinin gözlerinin içine bakmış, onun kaba saba dikişlerine acımış ve onu

kendi kibriyle serbest bırakmıştı. Adam şu an otogara gidiyordu.

Aylin silahını beline taktı.

Masasındaki rozetine uzandı ama eli havada asılı kaldı. Eğer Selim'e giderse,

adam ona deli muamelesi yapacak ve Yekta'yı tutuklaması için asla arama izni

vermeyecekti. İşleyiş çoktan kapanmıştı. Resmi yollardan giderse, bu canavar

Bodrum'a inecek ve o bembeyaz sokakları kana bulayacaktı.

Aylin rozeti masada bıraktı. Artık

bir polis komiseri değil; avını elinden kaçıran, kibrine yenik düşmüş ve

intikam isteyen yaralı bir avcıydı.

Eşrefpaşa'nın dar ve yokuşlu

sokaklarına sivil aracıyla daldığında hava kararmak üzereydi. Yekta'nın o

dökük, tek katlı evinin önünde durdu. Işıklar kapalıydı. Arabadan inip,

silahını çekti. Kapının kilidini tek bir vuruşla kırıp içeri daldı.

Ev rutubet, ucuz tütün ve

yalnızlık kokuyordu. Aylin, silahının ucundaki fenerle evi taradı. Eski bir

çekyat, tüplü bir televizyon... Her şey o "sıradan, ezik işçi"

maskesinin bir parçasıydı.

Ama Aylin artık o maskelere

aldanmıyordu. Yatak odasına geçtiğinde, eski ahşap gardırobun yan tarafında

yerde ufak tefek çizikler gördü. Dolap sürekli ileri geri itilmişti.

Aylin silahını indirip gardırobun

kenarından var gücüyle asıldı. Dolap, tekerlekli gizli bir rayın üzerinde yana

doğru kaydı. Arkasında, duvarın içine oyulmuş derme çatma bir gizli bölme

ortaya çıktı.

Aylin el fenerini içeri

tuttuğunda, nefesi kesildi. Midesindeki o hastalıklı his, saf bir dehşete

dönüştü.

İçerisi, dışarıdaki rutubetli

gecekondunun aksine, bembeyaz florasan ışıklarla aydınlatılmış, steril bir müze

gibiydi. Duvara monte edilmiş siyah kadife yastıkların üzerinde, Yekta'nın

kurbanlarından aldığı kupalar sergileniyordu.

Birinci yastıkta, Kordon'da

öldürülen kumral kadının yakasından koparılan inci işlemeli zarif broş. İkinci

yastıkta, Karşıyaka vapurunda takip ettiği kızıl saçlı kadının zümrüt taşlı

kolyesi. Üçüncü yastıkta, Emniyet'in otoparkında öldürülen Hale'nin polis

yıldızı.

Aylin, Hale'nin kanı hâlâ üzerinde

duran polis yıldızına bakarken gözyaşlarına hakim olamadı. Katil bir dâhiydi.

Ve Aylin, bu dâhiye sadece kendi kibri yüzünden haftalarca kör kalmıştı.

Tam o sırada, Aylin'in hemen

arkasından, evin dış kapısının usulca kapandığını duyuran o tok

"KLİK" sesi yankılandı.

Aylin buz kesti. Yavaşça arkasına

döndüğünde; yatak odasının kapı pervazına yaslanmış, sırtında alet çantası,

üzerinde rüzgâr geçirmez ceketiyle Yekta'yı gördü. Otogara gitmemişti. Evini

tamamen temizlemeden gitmeyecek kadar kusursuz bir obsesifti.

Yekta'nın yüzünde, o ezik işçi

maskesinden eser yoktu. Gözleri, karanlıkta parlayan, saf ve tehlikeli bir

yırtıcıya aitti. Elindeki o soğuk, hilal uçlu çakı parmaklarının arasında

yavaşça dönüyordu.

"Bir orkidenin benim

toprağıma bu kadar çabuk kök salacağını hiç düşünmemiştim, komiser," dedi

Yekta. Sesi evde fısıltı gibi yankılandı. "Sanırım Bodrum otobüsünü bir

sonraki sefere ertelemem gerekecek."

İzmir'de av ve avcı; rozetsiz,

kuralsız ve tamamen yalnız bir şekilde, ölümcül yüzleşmeleri için karanlık evde kilitli kalmışlardı.